4 Temmuz 2017 Salı

Kriegspiel / War Game / Tatbikat :: Harika Bir Satranç Türevi



Kriegspiel ya da ülkemizdeki satranç camiasındaki yaygın adıyla War Game, bazı satranç kulüplerinde zaman zaman moda olan, diğer kulüplerde ise sürekli oynanan ve hemen her satranççı tarafından çok sevilen bir oyun. Bu oyunda, her oyuncu yalnız kendi taşlarını görüyor ve rakibin hamlelerini görmeden oynuyor! Nasıl mı? Yazının devamında yanıtı bulacaksınız.
War Game, Henry Michael Temple tarafından 1899 yılında geliştirilmiş. Aslında Temple'ın yaptığı, 1812 yılında Georg Von Reiswitz tarafından geliştirilen Kriegspiel isimli masa oyununun satranca uyarlaması.
Oyun üç satranç tahtasıyla oynanıyor. Tahtalardan birine beyazlarla, ikincisine de siyahlarla oynayan oyuncu oturuyor. Üçüncü tahta hakeme ayrılmış durumda. Bu tahtada hem beyazın hem de siyahın taşlarını, yani gerçekte oynanan oyunu görebiliyoruz. Deneyimli War Game oyuncuları, yeteri kadar hamle yapıldıktan sonra, rakibin taşlarının konumlarını da çok az hata payıyla belirleyebiliyorlar. Elbette bu saptamaları yapabilmeleri için, oyunculara bazı olanaklar veriliyor. Bu oyunun da kendi içinde bir çok türevi olmasına rağmen, aşağıda ülkemizde en fazla kullanılan kurallar bütününü bulabilirsiniz.
War Game Kuralları
  1. Hakem, her iki oyuncunun da duyabileceği şekilde, hamle sırasının hangi renkte olduğunu söyler. Hamle sırası kendinde olan oyuncu sessizce hamlesini yapar, hakem hamleyi görür, hakem tahtasında (ana tahtada) hamleyi oynar ve diğer oyuncunun sırasının geldiğini ilan eder.
  2. Her oyuncunun, her hamle için iki tane imkansız hamle yapma hakkı vardır. Aynı hamle içinde üç imkansız hamle deneyen oyuncu, oyunu kaybetmiş sayılır.
  3. Oyunculardan biri şah çektiğinde, hakem bunu "beyazlar/siyahlar şah çekti" biçiminde ilan eder. At şahları ayrıca belirtilir. Örneğin: "Beyazlar at şahı çekti."
  4. Oyunculardan biri, rakibin taşını aldığında hakem, taşı kaybedenin masasından kaldırır ve taşı kazananın masasına bırakır. Böylece her iki oyuncu da tahtadan hangi taşın çıktığını bilir.
  5.  Satrancın tüm kuralları geçerlidir. 50 hamle kuralı, üç fotoğraf konum kuralı, geçerken alma, v.s.



    - Zaman içinde War Game'e özel bir açılış teorisi de geliştirildi. Teori, rakibin yapacağı ya da deneyeceği tüm hamleler hakkında mümkün olduğunca fazla bilgi edinebilmek üstüne kurulu. Örneğin, deneyimsiz bir oyuncu, atıyla tahtanın ortasında normal bir hamle yaptığını sanırken bir anda kendini at şahı çekmiş durumda bulur ve atını kaybediverir!
    - Oyunda rakibini taşlarının yerlerini belirlemek ve mümkünse o taşları almak için kullanılan en etkili araç imkansız hamlelerdir. Bir oyuncu exd5 denediğinde bu hamle mümkün ise, mutlaka bir taş almış demektir. Bu nedenle, oyuncular her hamlede genellikle bir ya da iki piyon alış hamlesi deneyerek, ortalıkta dolaşması olası bir takım ağır taşları toplamayı beklerler.
    - Hamlenizi yaptığınızda hakemin rakibin masasından bir taş kaldırıp, getirip o taşı size vermesi normaldir. Ancak öyle bir durum vardır ki; hamle sırası rakipteyken bir piyon kazanırsınız! Bu hiç hayra alamet değildir çünkü o piyonun tek anlamı vardır: Piyon sekizinci yataya kadar ilerlemiştir ve terfi etmiştir! (vezir, kale, at ya da fil olmuştur)
War Game için, standart cebirsel notasyona eklemlenen bir notasyon sistemi de geliştirilmiş olmakla beraber, ülkemizde genellikle oyundaki hamlenin yanına,  yalnızca denenen hamleler yazılır.
Örnek bir War Game maçı:
[pgn]
[Event "Skirmish"]
[Site "UC Berkeley"]
[Date "2004.11.02"]
[Round "1"]
[White "Player1"]
[Black "Player2"]
[Result "1-0"]
[Variant "Kriegspiel (Berkeley)"]
[Filtered "no"]
1. e4 f6 2. e5 fxe5 3. Qh5+ g6 4. Be2 (Qf7) gxh5 (exf4, h5) 5. Bxh5#
1-0

29 Mart 2017 Çarşamba

"Aynasız" İfadesi Nereden Gelir?



Ayna, tüm kültürlerde çok önemli yer tutan bir öge. Öyle ki, "Spaniard" tâbir edilen, Orta Amerika Kıtası'na yayılan ilk İspanyolların -kralın som altından tahtı dahil- bir çok değerli objeyi, karşılığında takas edip, ilk kazık atmakta ilk kullandıkları şey aynadır çünkü aynayı bilmeyen bir toplum için, ayna altından değerli olabilir

İnsanlar "ayna" niyetine, muhtemelen, göller ya da bir kaba doldurulmuş gibi duru suyu kullanmışlar. [Gilette firmasının kökenlerinin de neolitik devre dayandığı ve firmanın, kocasının en azından ayda bir traş olmasını isteyen bir kadın tarafından kurulduğu(!) söylenir. Herhalde günümüzde bile, askere giden her genç, o kadını rahmetle anıyorlar.]
Daha sonra, Anadolu ve Mezopotamya'da M.Ö. 6000 yılından beri çeşitli kültürler, obsidyeni parlatarak biraz daha işe yarar aynalar yapmışlar.Devamında da, olay bakırı bronzu cilalamak, camdan aynalar yapmak derken, günümüzdeki cep telefonunun kamerasını açıp traş olmaya kadar ilerlemiş. Tabii bu erkek tarafından bir bakış açısı. Ya bir erkek, savaşın ortasında, bir kadının ayna karşısında saçlarını taraması hakkında ne düşünür? Aragon'a soralım:



Trajedimizin güzel tarafındaydı
ve uzun bir gün boyunca aynasının karşısına oturup
altın sarısı saçlarını tarıyor ve
sabırlı ellerini bir yangını söndürürken
gördüğümü sanıyordum.

Trajedimizin güzel tarafındaydı
ve uzun bir gün boyunca aynasının karşısına oturup
altın sarısı saçlarını tarar ve
inanmadan bir arp havası çaldığının
trajedimizin güzel tarafında olduğunu
söyleyeceğim geliyordu.
Bu uzun gün boyunca aynasının karşısında oturup
altın sarısı saçlarını tarıyordu.
ve hafızasını zevke şehit verdiğini söyleyeceğim gelirdi.

Yangının sonsuz çiçeklerine yeniden yaşam vermek için
bütün bu uzun gün boyunca aynası karşısında otururken
onun yerinde bir başkasının söyleyebileceğini söylemeden
hafızasını zevke şehit veriyordu.

Trajedimizin güzel tarafındaydı
dünya bu lanetli aynaya benziyordu
tarak bu tezgahın alevlerini paylaşıyor
ve ateşler hafızamın köşelerini aydınlatıyordu.

Trajedimizin güzel tarafındaydı
haftanın ortasına perşembenin oturması gibi
ve hafızasına oturan tüm bir uzun gün boyunca
aynasının derinliklerinde öldüğünü görüyordu
trajedimizin, adını size söylemeden bileceğiniz
uzun gecelerin alevlerini imleyen
en iyi aktörleri ve aynadakilerin en iyileri
ve kalktığındaki altın sarısı saçları
ve hiçbirşey söylemeden
yangın sarısı bir röfleyi taraması.
----------------------------------------------------------


Ya daha sonraki edebiyatçılar neler demişti acaba?

Murathan Mungan'ın "Aynalı Pastane" öyküsü, bugüne kadar okuduğum en "aynalı" şeylerden biri. Öykünün kahramanı, bir masal içinde, aynalı pastanelerden birinin içindeki aynadan geçiverir.
"Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğümü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz."
------------------------------------------------------------

Ayna yapımının tarihi, Orta Doğu ve Osmanlı'da da oldukça gerilere gidiyor ve başlı başına bir meslek. "Aynasız" ifadesini anlamak için önce "aynalı" ifadesine bakmak gerekiyor. Büyük dedelerimizin çok rağbet ettiği köstekli saatlerden başlayalım: Köstek, saate takılan parlak zincirdir. Kostak sözcüğünün de buradan evrilmiş olması olasılık dahilinde. Kostak, tam olarak "aynalı" demek.Yâni: "havalı" , "ışıldayan". Aynasız da bunun zıddı: "pis, kirli".

Pekiyi, neden polislere "aynasız" der olmuşlar?

Çeşitli söylentiler var.  Bir şehir efsanesi, polislerin bıyık bırakmaları yasak olduğu için ayna ve tarak taşımadıkları yönünde.Oysa, polislerin bıyık bırakmaları ancak 1980'den sonra yasaklanmıştı.

Diğer efsaneye  göre ise, vaktiyle polislerin kullandığı Renault 12 arabaların sağ kapı aynası olmamasından kaynaklanıyormuş.



Elbette bunların gerçekle ilgisi yok çünkü bu ifade çok daha eskiden beri kullanılıyordu. XVIII ve XIX. yüzyıllarda ortaya çıkan, giyimleri Cezayir korsanlarına benzediği için "Cezayirî" de denen, genellikle "bitirim" ya da "kabadayı" olarak anılan kişileri betimlemek için kullanılmış bir kavram "aynasız" yani, "yaramaz, pis, kirli".

Daha sonra, özellikle Osmanlı'nın son dönemlerinde, en ufak bir şüphede bile, çoğunlukla da masum kişilerin bile karakola işleri düştüğünde, önce falakaya maruz kalıp, sonra arz-ı hallerinin sorulması üstüne halk arasında, zabitleri tanımlamak için "aynasız" ifadesi kullanılmaya başlamış ve ifade, cumhuriyet dönemine de miras kalmış. Yazıyı, bir Rum kabadayısını anlatan Yeni Türkü şarkısıyla noktalıyorum.